13 Şubat 2017 Pazartesi

Dijital Yaşam Temizliği

Aslında hepimizin de günlük yaşamda bunu yapmalıyım deyip de yapamadığı, onu basit gibi görüp sonra yaparım deyip ertelediği ve o basit gibi görünen şeylerin aslında nasıl da çığ gibi büyüyüp önüne geçilemez hal aldığı o kadar çok şey var ki; gelin üşenmeyelim hep birlikte yapalım onları. İnanın üzerinizden büyük bir yük kalkmış gibi rahatlayacak ve bunu yaşam biçimi haline getireceksiniz belki de.

Malumunuz devir teknoloji devri. Kaldı ki teknolojiyi seven biriyim. Eminim ki hepiniz öylesiniz. Hepinizin de elinde hiç değilse bir akıllı telefon ve bilgisayar muhakkak ki mevcut.

O elimizden düşürmediğimiz telefonlara bile öyle şeyler biriktiriyor ve içlerini öylesine dolduruyoruz ki çoğu zaman bunu bende hunharca yapıyor ve sonra temizlemekte güçlük çekiyorum.

Bu dijital yaşam temizliği başlangıcımız olsun. Bunu hayatın her alanına; sözlerimize, düşüncelerimize, evimize, eşyalarımıza, yaptığımız alışverişe, yediklerimize, içtiklerimize, sosyal aktivitelerimize, sosyal çevremize, kısacası hayatın her alanına yayıp sadeleşelim, küçülelim, kendimize daha yaşanılabilir minik alanlar açalım istiyorum.

Bunların ne denli bir faydası olur bilmiyorum ama belki de;

  • Tüketim çılgınlığına dur demeyi başarabilirsiniz.
  • Yaşamınızdaki gereksiz kalabalıklardan kurtulabilirsiniz.
  • İnsanlarla yarış halinde olup onda var bende neden yok, o aldı ben de almalıyım, o yaptı ben de yapmalıyım dediğiniz ne varsa onlardan arınabilirsiniz.
  • Nefsinize yenik düşmemeyi, nefsinizi köreltmeyi ve onu terbiye etmeyi öğrenebilirsiniz.
  • Her konuda daha bilinçli, daha farkındalık sahibi bireyler olabilirsiniz.
  • Her şeyden zamanı geldiğinde kolaylıkla vazgeçmeyi başarabilirsiniz.
  • Ve belki de çok hızlı yaşadığınız hayatlarınızı azıcık yavaşlatarak kendinize daha çok zaman ayırmış, kendi iç dünyanıza dönerek yaşamın anlamını sorgularsınız. 

Aklıma ilk gelen dijital arınma oldu. Bu konuda kendi yöntemlerinden bahsedeceğim. Sizlerin de bu konuda uyguladığı şeyler var mı bilmek isterim. 

Hadi bakalım telefonlarımızı tertemiz yapıyoruz şimdi :)

  • Arama kayıtlarını silin. 
  • Mesaj kutunuzdaki o gereksiz mesajları silin.
  • Rehberinizdeki gereksiz numaraları silin.
  • Müzik playerdaki artık dinlemekten keyif almadığınız o şarkıları da silin.
  • İndirdiğiniz ama kullanmadığınız o uygulamaları silin.
  • Fotoğraf arşivindeki fotoğrafları temizleyin(aynı kareden bin beş yüz tane çekildiğinizi biliyorum, veyahut esinlendiğiniz, hoşunuza giden görselleri kaydettiğinize ve onların da dağ gibi biriktiğine eminim)
  • Sosyal medya hesaplarınızda küçülmeye gidin. Her platformda aktif olmak zorunda değilsiniz. Ben şahsen çok delisi olmamakla birlikte facebook, instagram, pinterest kullanıyorum ve 10 senedir bloğum var. Fecebook'u ilk 2008'de açmış ve bir kaç ortaokul arkadaşımı bulup iki hafta kullandıktan sonra kapatmıştım. Ciddi bir kararlılıkla 2013 yılına kadar da facebook kullanmadım. Ne zamanki şu akıllı telefonlar çıktı ve Candy Crush Saga oynamaya başladım, arkadaşınıza kilidinizi açtırın dedi de öyle aktif hale getirdim :) O oyunun da müptelası değilim zaten. 
  • Ve şunu da belirtmek isterim ki sosyal medya'ya ayırdığınız zamana dikkat edin. 
Sosyal medya hesaplarının içine gelecek olursak;
  • Facebook'da gereksiz insanları barındırmayın. Normal günde selam vermekten aciz ama orada var olmasının bir anlamı olmayan o kadar çok insan var ki gerçekten sizin yaşamınız hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmayı haketmiyorlar. Bir de facebook'da kendisi hiç bir paylaşım ve kimseye like yapmayarak ölü taklidi yapan ama herkesin hayatından haberdar olmaya çalışan meraklı ve sinsiler var ki işte öylelerini asla özel yaşam alanlarınıza sokmayın.
  • Facebookdaki tehlikenin farkındasınızdır umarım. Diğer kutusuna düşen tanımadığınız insanlar tarafından tanışmaya yönelik gelen mesajlar yuva dağıtır cinsten. Ben artık bu durumdan tiksindim ve sanal alemden arayış içinde olan insanların normal insanlar olmadığını düşünüyorum. Bu nasıl bir çapsızlıktır ki sanal alemden sevgili edinmeye çalışıyorlar. Bi süre sonra mesajlara cevap vermesem bile huzursuz olmaya başlamıştım ki bunun da ufak bir araştırmayla çözümünü buldum. Arkadaş listenizde olmayan hiç kimse size mesaj atamıyor. Doğum tarihinizin yıl kısmını 18 yaşından küçük olacak şekilde ayarlarsanız facebook 18 yaşından küçüklerin mesajlaşmasına izin vermediği için arkadaşınız olmayan hiç   kimse size msj atamıyor. 
  • Yine tedbir amaçlı güvenlik önlemlerinizi artırın. Hiç bir gönderinizi açıkta bırakmayın. Ben her şeyimi sadece arkadaşlarım görecek şekilde paylaşıyorum. Bir tek kapak fotoğrafı gizlenemiyor onu da pek değiştirmiyorum.
  • Facebook mesaj kutunuzu temizlemeyi de unutmayın.
  • İnstagramda takip ettiğim kişiler değişkenlik gösteriyor. Bi dönem dekorasyon sayfaları en beğendiğim olabilirken bazen yemek, makyaj, diyet, kitap, hobi sayfaları en sevdiklerimden olabiliyor. Eski blogger tanıdıklarım çoğunlukta olmakla birlikte azar azar herbirinden bir parça takip ediyorum. Çoğu zaman takip ettiğim kişilerde de temizlik yapıyorum. Ki böylelikle yeni keşifler yapabiliyorum. Takip ettiğim kişi sayısını azaltmaya bakıyorum hep. Beni takip edenlerde de çok dikkat ettiğim bir husus var ki artık instagram her ipini koparanın koştuğu bir mecra oldu. İnstagramı kahvehaneye çeviren ve herkesi takibe alan ağzı sulanarak karı kız takip edenler yani erkek profillerini engelliyorum. Gerçek hayatta tanımadığım hiç bir erkeğin beni takip etmesine kesinlikle izin vermiyorum.
İşte benim sosyal güncem böyle :)

11 Şubat 2017 Cumartesi

Eddi Anter- Kesmeşeker Kitap Yorumu


Hayatım boyunca bir düşünceye veya oluşuma körü körüne bağlanmadım. Ve insanları acımasızca eleştirmekten geri durdum hep. Bundan tüm kalbimle imtina ettiğimi bilmenizi isterim. Günah almaktan korkar ve bir konu hakkında karara varmadan önce akıl süzgecimden geçiririm öncelikle.

Yazarın da kitabında söylediği gibi; "Düşündüğünü söyle ki söylediğin düşünülsün. Aksi halde  düşündüğünü söylemezsen neden söylemediğini düşünürsün."

Aslında kitaplar hakkında çok fazla spoiler verilmemesi gerektiğini düşünüyorum ki kişi kitabı alsın kendi okusun ve yorumlasın. Malesef bu kitap hakkında olabildiğince fazla spoi verip buna rağmen yine de okumak istiyorsanız gidip almanızı önerebilirim ancak.

Çünkü zamanlar ve hayatlar kısıtlı; gönül isterdi ki tüm kitapları alabilelim ve okuyabilelim ama buna imkan yok. Buluşulması ve insanlara ulaşması gereken o kadar çok güzel kitap var ki işte onlara daha çabuk ulaşılması adına naçizane okuduklarımdan mükellef olduğumu düşünen sadece bir karıncayım bu alemde.

Tam olarak bu niyetle başlıyorum yorumlarıma;
Kitapta Mert isminde, ilkokul çağında, kötü bir babaya ve ailevi sorunlara sahip küçük bir çocuğun kaldığı yatılı okulda cinsel tacize uğramasından bahsediliyor. 

Kitap kişisel gelişim tadında verilmeye çalışılmış aslında. Başına ne gelirse gelsin kabullen, tevekkül et. Bu düşünce tarzı güzel tabi ki. Kaldı ki benim de hayatımda tatbik etmeye çalıştığım bir durum bu; Allah'tan gelene razı olmak, koşulsuz kabullenmek ben de o fikre sahibim ve hayatımda olaylara bakış açımda da o şekilde davranmaya çalışıyor ve huzur buluyorum ancak siz bu görüşü pedofili üzerinden vermeye çalışırsanız iyi niyetinizden şüpheye düşer ve sorgularım. Kitap için pedofiliyi normalleştirmeye çalışıyor diye acımasızca bir yorumda bulunamam fakat yazar istemeden de olsa belki de bu hissi okura geçirdiğini bilmeli.

Kişisel gelişim konusunda fikirler havada asılı kalır ve bunu okura tam olarak geçiremezken pedofili kısmı çok güzel işlenmiş ve bir kaç kez tekrarlıyordu. İnanın buna gerek yoktu. Evet anladık o çocuk çok acı çekiyordu ama taciz kısmını terkrarlamanızı gerçekten anlayamadım. Sanki durum ballandırmaya çalışılmıştı. Kitabın adı da neden kesmeşeker gibi bir tatlılıkla sunulmuştu ki? 


Küçük Mert yatılı gittiği okulda çalışan, emanet edildiği akrabası Hamdi tarafından zaten tecavüze uğradı. Bunu az önceki görselde gösterdim. Fakat sayfa 102'de küçük Mert'i Hamdiye tekrar inandırıp, Hamdi onu gezmeye götürüyor sanarken, acaba suçunu telafi mi edecek diye düşündürtüp peşine takılmasına müsade etmeniz ve kurgu gücünüzde onu bu sefer de Hamdi'nin arkadaşları tarafından tekrar tecavüze uğratmanız gerçekten çok lüzumsuzdu ve pedofiliye özendirdiğiniz görüşümü kuvvetlendirdi.

Şahsen pedofilinin işlendiği bir kitapta bunu iyi niyetle yapıyorsanız o çocuğu tekrar tekrar tacize uğratmak yerine o çocuğun hezeyanından bahsedip, ne bileyim ailelere mesaj verebilirdiniz. 

Kitapların kalkıp bize toz pembe hayaller sunmasını ve sadece mutlu sonla bitmesini bekleyemez ve dünya gerçeklerine kulaklarımızı tıkayamayız ama bu denli hassas konulardan muzdarip bir ülkede gerçekten daha dikkatli yazmanız gerekirdi. 


Tamam Mert, Hamdi ve arkadaşı İsmet tarafından okul koridorunda yakalanıp tecavüze uğradı, sonra bir gün haftasonu tatilinde Hamdi'ye tekrar kandı ve Hamdi'nin arkadaşı Peker'e peşkeh çekildi. Bunu da anladık. Peki ya durduk yere araya serpiştirdiğiniz ve nerden çıktığını anlayamadığımız dayısının oğlu Sami'ye ne demeli. Öyle bir karakterden bahsetmenize gerek var mıydı gerçekten ? Dayısının oğlu Sami ile de cinsel birliktelik yaşamasına gerek var mıydı?



İnanın kitapta Sami'nin adı başka yerde ve konuda geçmiyordu kitaba sadece tecavüz etmeye girmiş ve işi bitince çıkmıştı. 

Bir çocuğa herkes mi tecavüz eder? Bir kitapta tüm karakterler mi sapık çıkar?
Pedofili normalleştirilmeye çalışılmış ve çok sıradan bir olaymış gibi işlenmiş ve Allah'a tevekkül konularıyla birleştirilip kişisel gelişimden girip bu durumu yut, kabullen görüşünü alttan alttan empoze etmeye çalışılmış hissi bıraktı bende. 

Allaha tevekkül güzel bir şey tabi ki. Kitap zaten küçüklüğünde tecavüze uğrayan Mert ve onun hayata bakışı üzerine şekilleniyor. Kişisel gelişim kısmında verilmek istenen güzel düşünceler var onların da altını çizdim ama konu pedofili ise çok daha dikkatli olunması gerekirdi. Pedofiliye uğrayan çocuk gitsin hayata küssün, isyan etsin, hayatını daha da yaşanmaz kılsın demiyorum tabi ama sizin gibi de hiçbir şey olmadı bu benim kaderimdir, Allah'tan geldi razıyım şeklinde bir tevekkülü de mantıklı bulamıyorum konu pedofiliyse eğer.

İşte bu altını çizdiğim satırlarda " hayatın temel anlamı cinselliği doyurmak" görüşü de çok da iyi niyetli olmadığınızı düşündürttü. Hayatın temel anlamı bu olmamalı. Yine hemen alttaki görselde çizdim; günlük hayatta giydiğimiz kılık kıyafet, kullandığımız araç, saç sakal şekli ve kokularla bile karşı cinsi tahrik edip ilgisini çekmeye çalışıyoruz demişsiniz. Gerçekten bu görüşünüzü çok abes buldum. Bu sadece sapkın bir düşüncenin ürünü olabilir. 


Kitap aslında ilk başta çok güzel gidiyordu. Yazarın altı çizilebilecek türden çok güzel cümleleri var aslında. Ben de zaten kitap alıntılarını takip ettiğim bir sayfada sürekli karşıma çıktığı için hoşuma giderek almıştım. Sadece bu güzel alıntılardan bahsedebilmeyi isterdim ama detaya takılmayıp konunun bütüne baktığımda gördüğüm şey pek güzel değildi malesef. Bir de kitabın sonunda Mert'in evlendiği kız Didem ve Ekrem baba, onun annesi ile olan bağlantılar çok güzeldi ama onun da kurgu olduğu çok belli oluyordu. 


Bunlar da kişisel gelişim ile alakalı altını çizmek istediklerim(tecavüze uğrayan Mert'in hayata bakış açısı olarak verilen düşünceler)aslında bu kısımlar bu düşünceler güzeldi ama çok havada asılı kalıp okura tam anlamıyla geçirilemeyen hislerdi. Belki de bu yüzdendir bunun geri planda kalıp pedofilinin normalleştirilmeye çalışılıyor hissi verişi.









İsteyen herkes kitabı alıp kendi yorumlayabilir, herkesin bakış açısı ve algısı farklıdır. Bense tam olarak bu hislerle okudum kitabı.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Göğüs Küçültme Ameliyatı-Mamoplasti ile Değişen Hayatım


Merhaba blog dostlarım uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba..
Bir gün buralardan ayrıldığımda dönüşüm hep muhteşem olacak derdim ama dönüşümü muhteşem yapacak hiç bir oluşum da olmazdı hayatımda. Fakat bu sefer dönüşüm hakikaten muhteşem oldu :)
Öncelikle yazacağım konunun dışında beni yıllardır okuduğunuz için bilmeniz gereken bir iki husus var onlardan bahsedeyim;
●Size en son postu yazdığım günlerde, yazdığım postla ilintili olarak biri ile tanıştım. Buradan uzak kaldığım süreçte başımdan bir nişanlılık evresi geçti. Hatta o sürece nişanlıdan ayrılmayı da sığdırdım :) 
Bu durumu beni instagram ve facebook'dan takip edenler biliyor tabi(alyans seçimi, nişan hazırlıkları vs. gibi süreçleri özel hayatıma fazla girmeden paylaşmıştım)
Blog okurlarıma fazlasıyla kırgınım aslında; sosyal platformlarda beni yalnız bıraktığınız, takip etmediğiniz, hatta takip edenlerin bile bir bir gidişi beni üzdü aslında.
O nedenle bu postu okuyan herkesin en azından bir yorum bırakmasını, tekrar merhaba demesini istiyorum. Yalnız olmadığımı bilmek beni ziyadesiyle mutlu edecek dostlar.
●Buradan uzak kalmamın en önemli sebebi ise Türk Telekom'un azizliğine uğramamızdı. Yine o en son postta belirttiğim üzere, kentsel dönüşüm nedeniyle yenilenen alt yapıdan dolayı, internet bağlantısının gelmesini bekledik sokağımıza. Bu bekleyiş tam 15 ay sürdü. Neyseki 2 aydır evde internet var.

Şimdi geliyorum asıl mevzuya; çok iyi hatırlıyorum seneler önce şu postta size kendimle ilgili bir ameliyat kararı aldığımdan ve o ameliyat gerçekleşirse size anlatacağımdan bahsetmiştim.

Hiç unutmuyorum 2013 yılında çok radikal bir karar alarak kendime doğum günü hediyesi olarak 29 Mayıs günü'ne doktordan randevu almıştım. Göğüs küçültme ameliyatı için plastik cerrahtan alınmış bir randevuydu bu. 




Bu ameliyatı olmaya nasıl karar verdim?
Aslında yaşım çok ileri diil tabi; ergenlik döneminde çok fazla sıkıntı yaşamadım, çocuktum çok fazla bir sıkıntısını çektiğimi hatırlamıyorum ama genel olarak sıkıntıları 25-30 yaş arası dönemde yaşadım diyebilirim. Bu ameliyat estetik olduğu için bunu devlet karşılamıyordu ve bunu özelde yaptırmak çok külfetliydi. Şahsen çalışmayan benin bunu özel hastanede yaptırması sittin sene mümkün olmayacak bir şeydi :) şu an bile bu ameliyatı olmak özelde 6-7 bin liralardan filan başlıyor. Silikon taktırmaktan daha külfetli bir operasyon olduğunu bilmenizi ister, küçük memikli ve bundan şikayet eden "ayy keşke benimki de büyük olsa, keşke silikon taktırsam" diyenlere oturun lan oturduğunuz yere inanın öylesi daha güzel derim :)

Tam tarihini bilmiyorum ama sağlık politikasında çok sevindirici bir gelişme olmuş ve göğüs küçültme ameliyatları artık estetik olmaktan çıkıp belirli bir ölçüyü geçtiğin takdirde sağlık sorunu olarak kabul görüp devlet tarafından ücretsiz yapılmasına karar verilmişti. Ben en fazla 4-5 yıldır filan devlet hastanelerinde ücretsiz olduğunu biliyorum. İşte bu sevindirici gelişmeden haberdar olduktan bir sene sonra filan ciddi ciddi bu ameliyatı olmaya karar vermiştim.

Beni bu ameliyatı olmaya iten belli başlı sebepler nelerdi?

  • Olduğundan kilolu görünmek.
  • Kilolu görünmenin getirdiği özel hayatta beğenilmeme durumu ve bu durumun getirdiği psikolojik sorunlar.
  • Dik duramamak.
  • Kambur duruş; füze gibi dursanız bir acayip oluyorsunuz çünkü :)
  • Bende varolmayan fakat ileriki yaşlarda beni bekleyen bel ve sırt ağrıları
  • İstediğin gibi kıyafet bulamamak(kavuşmuyor düğmeler durumu) kıyafet konusunda çok ciddi sorunlar yaşamış ve ablamın düğün zamanı üst beden olmadığı için abiye bulamayıp ben düğüne gitmeyeceğim bile demiştim :)
  • Özellikle gömlek ve elbiselere hasret kalmak.
  • Afedersiniz ama herkes gibi hoşuna giden dantelli, rengarenk, çeşit çeşit, ucuza iç çamaşırı alamamak(ben yıllarca Kom markasının özel, küçültücü ve çok pahalı olan tek bir model çamaşırını kullanmak zorunda kalmıştım) Çarşı pazardan ucuza çamaşır alanlara imrenirdim hep.
  • Bu konuda çok sıkıntı yaşamadım ama özellikle yaz aylarında pişik, kızarıklık gibi çok nadir de olsa son zamanlarda sıkıntı olmaya başlamıştı.
  • Üst taraf kilolu göründüğü için kadrajlara küsüp fotoğraf bile çekilememek.
  • Yolda yürürken nadir de olsa sapık ve hayvani bakışlara maruz kalmak. Dolayısıyla başınızın belaya girme olasılığının yüksekliği.
gibi gibi şeylerdi.



Ameliyatı olmaya karar verdikten sonraki süreçte  neler yaşadım?
Bu süreç benim için çok yorucu ve zor bir süreçti. Hatta 3 sene gibi bir zaman kaybım oldu. Ama bu  kesinlikle benim talihsizliğimdi buna emin olabilirsiniz. Böyle bir ameliyatı olmaya karar verenler benim bu yaşadıklarımı yaşayacağınızı sanmıyorum. İçiniz ferah olsun(bu kısmı mamoplasti ile ilgili google'da araştırma yapanlar için yazdım)

Hani az önce dedim ya doğum günümde kendime hediye vermiş ve ilk randevumu bir devlet hastanesinde erkek bir doktordan almıştım. Orta yaş üzeri olduğu için tecrübesi de iyi olur diye düşündüğüm bir doktordu.

Doktor şikayetimin ne olduğunu sormuş, ben de şikayetlerimi sayıp küçültme kararı aldığımı söylemiştim. O günü hiç unutmuyorum. Çalışıyordum ve işyerinden izin alıp gitmiştim. Çok radikal bir karardı benim için.

Doktor sadece karşıdan bakıp "evet çok büyükler, kurula girerszin eğer o belirli ölçüyü geçersen ücret de ödemezsin, ben şimdi seni deftere kaydediyorum, biz seni arayacağız ameliyat günü için" diyerek beni yollamıştı.

Deftere kaydetmek nedir lan?
Koskoca ülkede, devletimin hastanesinde hastayı kaydedecek bir sistem yok muydu?
Bu absürtlüğü duyunca anlamalıydım aslında bu işte bir tuhaflık olduğunu ama inanın insanların bu kadar kötü olabileceğini tahmin etmiyordum.

Aradan 3 ay geçti. Beni ne arayan var ne soran.

İşyerim iflas edip kapanınca evdeydim artık ve dur bakalım hastaneden ses seda yok ben bi tekrar gideyim doktoruma dedim.

Doktor beni tanımayarak tekrar şikayetimin ne olduğunu sordu. Ben de kendimi hatırlattım ben zaten 3 ay önce geldim ve sizden ameliyat tarihi için aramanızı bekliyordum aramadınız, beni unuttunuz mu dedim. Olur mu öyle şey dedi biz her hastayı deftere kaydediyoruz. Sıra sana da gelecek! ama çok yoğunuz, senden daha önemli hastalar var, kanserli insanlar var, önceliğimiz onlar, sen arada gelip kendini hatırlat.
O kadar hassas ve ince düşünceli biriyim ki bir hekimin ve başka hastaların vaktini çalmamak için sürekli gidip kendimi hatırlatmamın abes kaçacağını düşündüğümü söylemiştim. Ayıp olmaz mı demiştim. Olur mu öyle şey geleceksin tabi demişti. 

İnanır mısınız o doktora 2 sene boyunca 3 ay aralıklarla gittim. Beni ultrasona yönlendirmeyi üçüncü gidişimde akıl edebilmişti ki ultrason sonucunda göğüsler ultrason cihazının bile derinliklerini göremeyeceği kadar büyükler neticesi çıkmasına rağmen hala bana sıra gelmiyordu. Allah korusun göğsümde bir kitle filan olsa cihaz bile bunu tayin edemeyebilirmiş öyle bir büyüklük ve derinlik düşünün yani. Birgün bu doktorun beklentisinin para olduğunu ve beni oyaladığını hissettiğim anda Sağlık Bakanlığı'na şikayette bulundum.
Bakanlıktan geri dönüşler aldım. Bir kaç kez telefon açılmış ve şikayetimin üzerine durmuşlardı. Bunu o doktorun benim gibi başka insanları da oyalayamaması için bir vatandaşlık görevi olarak yerine getirmiştim.

Neyse başka hastane mi yoktu?
Bir başka hastaneden bu sefer benim durumumu daha iyi anlar diyerek bayan bir doktordan randevu almıştım. O doktor da bana karşıdan bakıp Fulya'cım evet göğüslerin gerçekten büyük bu ameliyatı olman gerekir fakat bu kilo ne diyip bakmıştı gözlerini belerterek. Önce kilo vermelisin diyerek diyetisyene gitmemi söylemişti.

O hastaneden de ümidi kesmiştim. Ama İzmir'deki tüm devlet hastanelerinde şansımı denemeye ve bu ameliyatı olmaya kararlıydım. Bu hüsranlar beni biraz bu işlere ara vermeye itmişti. O sıra zaten nişanlım olacak insanla tanışmıştım ve bu durum aklıma bile gelmedı bir sene kadar.

Nihayetinde geçtiğimiz ağustos ayında babam anjiyo olacağı Yeşilyurt Devlet Hastanesi'ndeydik(yeni adıyla Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi yani)

Hastaneye sürekli gidip geldiğim bir sıra dur ya gelmişken bu hastaneyi de deneyeyim sırada burası var zaten diyerek randevu almaya girdim. Normalde randevularımı internet üzerinden kendim alırdım oysaki. Sekretere plastik cerrahtan göğüs küçültme için randevu istediğimi söyleyince istediğiniz bir doktor var mı dedi. Ben de "hiç araştırmadım yeter ki bana sıra gelsin" demiştim. 

Herkes şu doktoru methediyor diyerek bana bayan bir doktordan randevu verdi. 
Allah iyi insanlarla karşılaştırsın diyoruz ya gerçekten de öyle.
Mucizemi gerçekleştiren o mükemmel doktorla karşılaşmıştım nihayet.
Doktoruma sadece göğüslerimi küçültmek istediğimi söyledim ve inanın küçültmek için geçerli sebeplerimi söylememe gerek bile görmeden beni hemen ultrasona yönlendirdi. Sonuçların temiz çıkarsa seni havalar soğusun hemen ameliyat ederim, gerçekten çok büyükler ve devlet seninkini karşılar ücret ödemene de gerek kalmaz diyince dünyalar benim olmuştu. Üstelik bu doktora gittiğimde de aynı kilodaydım. Beni diyetisyene gitmen gerekir diye başından savmamıştı. Hele ilk doktorum gibi iki sene boyunca oyalamamıştı.

İşte o an gerçekten sevinçten ağladım. Bana hemen o gün ekim ayına yani iki ay sonrasına ameliyat tarihi verdiklerinde şok olmuş benimle dalga geçiyorlar sanmıştım. Hatta bana ameliyat tarihini veren asistan doktor şu gün sizin için uygun mu, 2 ay bekleyebilir misiniz diye yazık sanki çok bekletiyormuş gibi mahcup olarak sorduğunda ne uygun musu tabi ki uygun evett evettt evetttt diye defalarca tekrarlamıştım. Hatta inanamayıp bakın gerçekten beni o gün ameliyat edecek misiniz, bi aksilik çıkmaz değil mi diyerek sorunca tabiki de diyerek benim bu garip sorularımı anlamayarak bakmıştı suratıma. Yazık benim başka doktorlardan ne çektiğimi ne bilsindi :)

Gören de nikah masasında hayatımın en anlamlı çığlığı olan Evet'i basıyorum sanırdı, öyle bir mutluluktu yaşadığım. 


13 Ekim ameliyat günüydü ve ameliyattan bir hafta önce hastaneye yatış, ameliyata hazırlık, tahliller vs gibi işlemler için hastaneye gitmem söylenmişti. Yazın o iki ay nasıl geçti anlamadım bile. Heyecanla bekledim ve o gün geldi çattı sonunda. Ağzımda çıkan aft nedeniyle enfeksiyon kapma riskinden dolayı bir hafta ve doktorumun yoğunluğundan dolayı da bir hafta daha olmak üzere iki kez ertelendi ameliyatım.

25 Ekim işte o büyük gün geldi çattı. Narkozu almam, bayılmam, ayılmam inanın su gibi akıp geçti. Şaka gibiydi ama ben artık bu ameliyatı olabilmiştim şükürler olsun ki.. inanın benim için en kolay süreç ameliyatı olduğum süreçti :)



Ameliyattan sonraki süreçte neler yaşadım peki?

  • Yeniden doğmuş gibi oldum.
  • İstediğim gibi kıyafetler alabiliyorum
  • Tartıda direk 5 kilo gitti(ameliyattan önceki ve sonraki gün tartılmıştım merakımdan)
  • Artık dimdik göğsümü gere gere durabiliyorum.
  • İnsanlar sen zayıflamışsın dediklerinde mutlu oluyorum hayır zayıflamadım ameliyat oldum diyorum. Mide küçültme ameliyatı mı dediklerinde hayır göğüs küçültme ameliyatı diyorum ve suratlarındaki o şaşkınlık ifadesini izliyorum. Siz siz olun kimseyi kilolu diye yargılamayın neyin ne olduğunu bilmediğiniz durumlar olabilir gerçekten. Ve size kimse ben aslında kilolu değilim göğüslerim büyük diyemeyebilir.  
Ameliyatın riskleri neler?
Benim en önemsediğim risk tabiki de;

  • Bekar olduğum için ileride anne olduğumda bebek emzirememe durumu
  • Ve tabi ki her bayan için geçerli olan his kaybı
Haftaya kontrolüm var. İşin açığı emzirme durumunu ben de bilmiyor ve merak ediyorum. Ameliyat sonrası emzirip emziremeyeceğim kesinleşen bir durum mu yoksa bu ancak ilerde tayin edebileceğim bir durum mu bunu soracağım.

Eğer Allah nasip eder de anne olursam bir gün ve emziremezsem üzülürüm tabi ama aptamiller, milupalar yiiyiversin artık ne yapayım :)

Sol göğsümde his kaybı var. Yani göğüs ucu kaşınıyor ama kaşınma hissini geçiremiyorum, nerenin kaşındığını bulamıyorum gibi tuhaf ve size tam olarak ifade edemediğim bir duygu. Bu durumu da doktorumla konuşacağım ama benim için önemi ve zorluğu yok. 


  • Bir de bu ameliyatı olacak olanlarda estetik kaygısı olur mu bilmem ama dikiş izleri var şu an. Doktorum sen beyaz tenlisin, 1 seneye kadar sende iz bile kalmaz demişti ama kalsa da bu da benim için önemli diil. 
Bende durumlar şimdilik böyle. Artık daha sık görüşmek üzere hepinizi sevgiyle kucaklıyorum :)

11 Ekim 2015 Pazar

TOKGÖZ İNŞAAT- İZZETTİN TOKGÖZ/iZMİR

Sevgili blog okurlarım öncelikle hepinize merhaba. Uzun bir aradan sonra size güzel bir tatil postu ile dönüş yapmaktı niyetim ama şimdi yazacaklarım insanlığa çok daha faydalı olacak bir paylaşım. Aslında kentsel dönüşüm konusunda bloğumda bir paylaşım yapmıycaktım kendime söz vermiştim ama..
Bugün günlerden pazar ve sabahın 10'undan itibaren kapımızın önünde bir kazı çalışması var. Günlük nafakasını çıkarmaya çalışan yaşlı bir amca durduk yere azar işitiyor(ki tüm bunların sorumlusu evimizi yapan müteahhittir) ve sadece pazar günü dinlenebilen insanları rahatsız ediyor. O amcanın işittiği azar vicdanıma fazlasıyla dokundu ve bugün kısıtlı olan internetime rağmen, zor şartlarda da olsa, saatlerce sürecek de olsa insanlığa faydalı olması açısından bloğumda bir yazı dizisi hazırlayacağım. Dediğim gibi bu konulara değinmeyi düşünmüyordum ama insanlığın zarar görmemesi adına faydalı olacak. 
Paylaşımlarin konusu; malumunuz günümüz Türkiye'sinin her yerinde muhakkak varolan bir gündem maddesi 'Kentsel Dönüşüm', getirdikleri ve götürdükleri ve hiç şüphesiz ki işin en önemli kısmı olan çalışacağınız müteahhit yani evinizi, arsanızı, ana-baba veyahut dede yadigarı toprağınızı, doğup büyüdüğünüz evi, kısacacası tüm hatıralarınızı, tüm değerlerinizi kime emanet yani kime teslim edeceğinizdir. Biz kentsel dönüşüme nasıl karar verdik ve o aşamada ailecek neler yaşadık bu farklı bir paylaşım konusu olucak. Hangi müteahhitle çalışırsınız bilemem ama hangi müteahhitle asla çalışmamanız gerektiğini çok iyi biliyorum veyahut çalışacaksanızda çok sıkı önlemler almaniz için uyarıyorum biz yandık siz yanmayın misalidir bu işler. İnsanlar ev alıcağı zaman girip internette bir ön araştırma yaparlar ya işte bu sebeple olur da bu müteahiti arayan veya yaptığı işleri görmek isteyen olursa buyursun görsün. 

Biz evimizi İzzettin Tokgöz isimli müteahhite verdik. Bu şahısla çalışmak durumunda kaldık(evimiz mirastı bu nedenle müteahhit araştırma gibi bir durumu yaşayamadan mecbur önümüze gelene ev verdik gibi bi durum oldu bizde ama sizler iyi araştırın derim)
Size en başından beri anlatıcak bi dolu şey var; hangi birini anlatıcağımı, nasıl bir sıraya koyacağımı inanın bende şaşırdım evet ama bugünkü konudan devam edeyim ve müteahhitin yaptığı işlerle ilgili size ilk anlatıcağım bunlar olsun, olsun ki google'da firmayı araştıranlar bu yazımla karşılaşsınlar ve zarar görmesinler.

Şu an kentsel dönüşüm nedeniyle semtimizin pek çok noktasında fiber internet altyapı çalışmaları var. Sokaklar kazılıyor ve internet kabloları döşeniyor. Bizim mahallemiz de bunlardan biri. Mahallemiz kazılırken bizim evin önüne gelindiğinde tüm mahallede elektrikler kesildi. Bizimle birlikte tüm sokak mağdur oldu. Devletin elektrik kurumu gelip müdahale etti hemen. Sokağın elektriğini bizim evin elektriğinden ayırdılar ve mahalleye elektrik verildi fakat bizim önce kopan kablolarımız tamir edilmek durumundaydı. Kablolar niçin koptu biliyor musunuz? 
Tamamiyle müteahhitin ve inşaatının elektrik işlerini yapan elektrikçinin sorumsuzluğu, saygısızlığı başka hiçbir şey diil. Ben inşaatçi diilim, anlamam da ama yetkili kişilerden duyduğum kadarı ile söylüyorum ki bir binanın elektrik, su vs gibi şeyleri en az 70 cm derinliğe yapılmalıymış ki yarın bir gün o sokakta bir kazı çalışması olduğunda zarar görmesinmiş. İşte bizim evin elektrik telleri sizinde resimlerde göreceğiniz üzere yaklaşık 12 cm gibi bir mesafeden döşendiği için en ufak bir kazıda kopmaması mümkün diil. Bizim başımıza geldi öğrendik siz de bu müteahitin nasıl iş yaptığını gözlerinizle görün istedim. 

Size ispatları ve en yalın haliyle durumu şöyle özetleyebilirim. Görseller tarafımdan çekilmiştir.

9 Ekim Cuma günü sokağımızda telekomun fiber internet için kazı çalışmaları vardı görüldüğü üzere.


Ekibin hiç bir suçu yok çünkü belli bir cm'e kadar kazmak zorundalar. Burada bir sıkıntı yok adamlar işini yapıyor. Fakat sıkıntı şurada ki hiçbir komşumuzun elektrik altyapısı zarar görmezken bizimkisi kazı sırasında koptu çünkü 12 cm derinliğe yapılmıştı bizimkisi. Burada işini sorumsuzca yapan müteahhit ve inşaat işlerini yapan elektrikçi firmadır. Baştan savma, insan canını tehlikeye atacak şekilde yaptıkları işçilik işte budur. Herkesi elektrik çarpabilir veya ev komple yanabilirdi. 





Bu arada bu fotoğrafta görünen yaşlı amca evimizin elektrik işlerini yapan firmanın sahibidir. Sokağımızın yaşadığı mağduriyet( bütün sokak elektriksiz kaldı saatlerce)  neticesinde müteahitimize ve elektriği yapan firmaya ulaşıldı binbir zahmetle ve afra tafra ile.. Sıkıntı giderilmek için gelindi evet ama devletin elektrik kurumu elektrikçinin yaptığı işi beğenmedi ve ben bu binaya elektrik veremem tekrar yapsın dedi. Mahallemize elektrik verildiği halde biz bir kaç saat daha elektriksiz kaldık. Bu beyefendiye tekrar ulaşıldı devletin kurumu yağtığın işi beğenmedi gel tekrar yap denildi ve tekrar geldi. 



 Bu da Türk Telokom çalışanlarinın Gediz Aş. ye durumla ilgili yazdığı tutanaktır.
Bu arada tüm bunlar olurken müteahhit ve elektrikçiye ulaşabilmek için şarjı biten telefonlarımızı sokakta başka inşaatın şantiyesinden şarj ettik. Yaşadığımız mağduriyetlerin gerisini varın siz düşünün artik.


Bugün günlerden pazar ve elektrikçi firma kazı yapıyor ki yukarıdan döşenen elektrik hattını biraz daha aşağıya indirmeye çalışıyorlar. Evet müteahit yaptığı işi temizlemeye çalışıyor ama bunca mağduriyetten sonra inanın bir önemi yok. Baştan yanlış iş yapılmayacaktı ya da her önüne gelen müteahit olamamalıydı, insanlar mağdur olmamalıydı. 

Not: Bugünkü paylaşımda sadece elektrik hattınin nasıl yanlış döşendiğini ve canımızın nasıl tehlikye atıldığına değindim. Bir başka postta çok sevgili müteahhitimiz İzzettin Tokgöz'ün yaptığı binaları ve yaptiğı binalarda kullandığı pimapen, laminant, kapı, klozet vs gibi şeyleri detaylıca göstereceğim. İnsanlığa faydamız dokunsun başkalarının canı yanmasın hiçkimse mağdur olmasın.

28 Ocak 2015 Çarşamba

Blog 8 Yaşında !

26 Ocak günü blogumun 8. doğum günüydü, 9. yaşa merhaba dedik. O bir bebekti biliyorsunuz hepinizinki gibi.. ona yillarca emek verip bu yaşa getirdim(hani insan olsa 2.sinifa gidecekti) Hayatimdan bu süreçte çok şeyler geldi geçti. Öyle ki saç rengim değişti, bakiş açim değişti, insanlar geldi ve geçti, sevdiklerimi toprağa verdim, iş hayatina bile atildim, doğup büyüdüğüm ev bile değişti. Ama değişmeyen bir tek şey vardi; o da blogumdu. Tüm bu değişimlere taniklik ederek hep benimleydi. Bazen yazmayi ihmal etsem de yazmaktan hiç vazgeçmedim ve onu büyütmeye devam edeceğim. İyi ki varsin blogum nice yıllara :)

31 Aralık 2014 Çarşamba

Dilek Listem..

Dışarısı buz gibi. İzmir de kar görecek gibi.. Bir dilim tatlı ve acı bir kahve ile tüm senenin yorgunluğunu ve güzelliklerini uğurluyorum. Hayatıma gelecek olan yenilikleri ve diğer güzellikleri bekliyorum. 
Geçen sene blog'da wishlist hazırlayamamıştım ama bu sene pek iştahlıyım :)
Önce yüce Rabb'ime şükürler ve hamdolsun diyorum.
2014 yılı benim için hızlı ve çok yoğun geçti. Değişimlerin getirdiği yenilikler vardı kısacası keyifliydi.
Seneye dönüp bu posta bakmak ve hayırlısıyla gerçekleştiklerini görmek dileğiyle başlıyorum :p
Hobilerimde daha da ilerlemek, çok daha büyük işler başarmak, daha büyük kitlelere ulaşmak ve hatta "Fulyanna Design'i" markalaştırmak istiyorum. 
Hobi malzemelerim odamda karmaşa yaratıyor, odamı çok seviyorum geniş ve ferah fakat hobi malzemelerini gönlümce yerleştireceğim bir hobi odası, hatta minik bir atölye kurmak istiyorum. Daha ilerisi ise "Fulyanna Design" tabelası olan bir mağaza tabi ki.. :p

Hobi odamın detaylarına gelecek olursak daha çok rengarenk kurdelem, çeşit çeşit kumaşlarım, yünlerim, keçelerim olsun. Hatta onları muhafaza edecek kavanozlar, sepetlerle doldurayım minik atölyemi.



Blog senin haberin yok hatta bu konuya başlıbaşına bir postta değinmem gerekir ama biz doğup büyüdüğümüz evden taşındık. Evimiz miras ve kentsel dönüşüm nedeniyle müteahhite verildi. Bina yıkıldı. Haziran ayında semtimizden kopamadığımız için yakınlarda başka bir yere taşındık. Ablamla aynı sokakta oturuyoruz ve daha mevkii bir yer olduğu için yeni evimizden çok memnunuz. Yıkılan evimiz 5 katlı bir apartman olacak. Şu an kaba inşaatın 4. katı çıkmak üzere. Evimizle ilgili ne olacağı henüz belli diil. Tekrar eski sokağımıza döner miyiz ya da hayat bizi ne tarafa sürükler bilmiyorum ama değişimler her zaman iyi ve güzeldir. Ev değişimi bana çok iyi geldi. Yeni yılda evimizle ilgili herşeyin hayırlısı olmasını ve inşaatın güzelce bitmesini diliyorum :)



Eskisi gibi evlilik hayalim filan yok hatta sabah annemin haydi kalk kahvaltı bitiyor die uyandırmaları, özgür oluşum, kendime ayırdığım vaktin güzelliği işte bunları düşündükçe hiç düşünemiyorum :D ha bana baş ağrısı olmaz, beni yormaz, yürüdüğüm şu hayat yolunda mutlu mesut Heidi gibi ilerlerken aa bir bakmışım , kafamı çevirmişim yanımda biri. Ben farkında olmadan yanımda yürümeyi başarıyor ve beni yormuyorsa yürüsün. Ehuheee bu sene gelinlik giyeyim die listeme eklim hadi kusur kalmasın :D masallardaki peri kızı gibi bir gelin olmak istiyorum :p
Özenerek aldığım o kendi tarzımı yansıtan çeyizlerimi artık kullanabilmek istiyorum :)

Kilo problemim hiç olmadı kendimle fazlasıyla barışığım ama ben bu sene bazı sebeplerden biraz kilo aldım. O kiloları vermek, ideal kiloma dönmek isterim.

Son 1,5 yıldır uğraştığım estetik operasyon işinin doğru zamanda ve hayırlısı ile artık neticelenmesini istiyorum.
Odamı düzenlerken yaptığım ilk elişlerini buldum. Örgü örmeye, öğrenmek için ufak kolay işlerle başlamıştım. Hep de pembeli renkler seçmişim. Kızım olacak heralde ahaha :) o minik kruvaze yeleğini yerim ben onun. Kimbilir belki birgün bu cicileri giydirecek bir kızım olur :) 
Yazın yine  Selimiye'ye(Marmaris) gitmek istiyorum.

Daha çok animasyon izlemek, kitap okumak istiyorum.

Saç rengimin böle bişi olmasını istiyorum.

Gardrobumu baştan aşağı yenilemek istiyorum.

Canon profesyonel makinem olsun istiyorum artık.

Sağlık, huzur ve ailemin başımda oluşu bana yetiyor da artıyor rutine devam ve herkesin yüreğindeki tüm güzelliklerin gerçekleşmesini diliyorum ;)